9 Mayıs 2009 Cumartesi

Allah fikri nereden geldi? (haşa)


Araştırıp araştırmama sorusunun cevabını bulunca ateistler tartışmanın yönünü değiştiriyorlar. Diyorlar ki eğer Allah gerçekten olsaydı kendini ilham[1] yoluyla tanıtması gerekirdi ama evrimin tarihini incelediğimizde görüyoruz ki doğaüstü bir varlık inancı kavimlerde yavaş yavaş yerleşmiştir. İnsanoğlu ilk başta korktuğu şeylere tapmıştır. Bir çocuk nasıl kendisinden güçlü sandığı şeylerin etkisinde kalıp ağlamaya veya yalvarmaya başlıyorsa, aynı şekilde ilkel insan da korkup yalvarmaya başladı ve ibadet fikrinin tohumları atıldı. Zaman ilerledikçe insandan daha güçlü görünen varlıklar ibadete layık görüldü ve eğitim seviyesi arttıkça ibadet edilecekler arasında sadece üstün varlıklar kaldı. Evrim geçirdikçe ve insan zihni daha da ilerledikçe maddi olmayan doğaüstü varlıkların asıl ilah olduğuna karar verildi ve daha önce tapılan eşyaların sadece gerçek ilahların tezahürü olduğu söylendi. Bu fikir eninde sonunda doğal neticesine ulaştı ve her şeyden üstün bir tek ilah önerildi ve kabul gördü. Dolayısıyla Allah aslında insanın kendi icadıdır, tersi değil.Bu fikri savunanlara göre ilk bilim dalı astronomiydi çünkü insanı en çok hayrete düşüren yıldızlar ve güneşlerdi. O yüzden ilk bunlar tanrı adayı oldular. Yıldızların hareketinin incelenmesi tanrıların iradesinin göstergesi sanıldığı için bu bilim dalı gelişti. Bilimsel ilerleme bu tezi çürütünce din adamları daha da üstün ilahlara yöneldiler ve göklerde görünen cisimler sadece asıl ilahın tezahürleri statüsüne düştüler. Bunlar gösteriyor ki Allah fikri sadece evrim geçirmiş basit davranışların sonucudur. Sağlam temelleri olan ve ilhama dayanan bir fikir değildir. Eğer gerçekten Allah olsaydı ilk baştan onun hakkındaki inançlar tam ve eksiksiz olurdu. Bu gerçekten düşünmeye değer bir sorudur. Bilimin keskin kılıcından korkup ilhamın tanımını değiştiren günümüzdeki din adamları için bu sorunun cevabı son derece basittir. Onlar diyorlar ki; Eksik denilen ilah kavramı bile aslında ilham neticesindeydi. İnsanın zihni ilkel olduğu için ona verilen ilah kavramı da görülebilen mazharlar şeklindeydi. Değerli olan kalbin niyeti değil mi? Eğer o ilkel insan içtenlikle yılana veya yengece tapıyorsa o kendi aklına göre yine Allah’a ibadet ediyordur ve kendince bir ilahi şeriatı takip ediyordur. Eğer ilk başta ilah kavramının eksik olduğunu görüyorsak bunun sebebi korku ve hayranlıktan oluşan fikirler değil, doğrudan insanın geçirdiği evrim seviyesi dikkate alınarak Allah’ın seçtiği yoldur. Sadece bu yüzden önce bazı fiziksel şeylerin ibadeti caiz kılındı. Sonuçta her fiziksel şey şu veya bu şekilde Allah’ın mazharı değil midir? Amacım din adamlarının verdiği bu cevabın sağlamlığını tartışmak değildir. Bizim gibi ilhamın kelimeler şeklinde de indiğine inananlar bu cevabı veremezler. Eğer Allah’ın vahyi kelimeler şeklinde de iniyorsa ki kesinlikle indiğine inanıyoruz o zaman ilkel insan bile Allah’ın maddi olmayan bir varlık olduğunu anlayabilirdi. Dolayısıyla bizim başka cevaplara ihtiyacımız var.Bu sorunun gerçek cevabına geçmeden önce bunu biraz daha irdelemeliyiz. Dikkatle incelediğimizde bu tez iki temel unsur etrafında dönüyor. Allah fikrinin anası korku ve hayret duygularıdır. Bu fikir evrim geçirerek nihai şeklini almıştır.Eğer bu fikirlerin ikisi doğru ise insanoğlunun ilk korktuğu varlıkların aynı zamanda ilk tapılan varlıklar olması gerekir. Bu konuda biraz düşündüğümüz zaman görüyoruz ki insanoğlunun her şeyden önce vahşi hayvanlardan korkması gerekirdi çünkü savunma aletleri yokken ve gruplar şeklinde yaşaması yaygın değilken en çok tehlike arz eden varlıklar vahşi hayvanlardır. Ama tarihi incelediğimizde vahşi hayvanlara tapmak fikri, böceklere tapmak fikrine nazaran çok nadirdir. Örneğin yılana tapma fikri aslana tapma fikrinden daha yaygındır. Hâlbuki yılan gizlice saldırıyor ve aslan açık bir şekilde; aslanın korkutucu bir gürlemesi var ama yılanın sesi bile yok; aslan yılana göre daha heybetlidir. Diğer vahşi hayvanlar da aynı şekilde böceklerden daha korkutucudurlar. Eğer ibadet fikrinin temelinde korku ve basitten karmaşığa doğru evrim olsaydı aslanlar, ayılar ve diğer vahşi hayvanlara ibadetin çok daha baskın görünmesi gerekirdi. Bu düşünceler korku ve evrim fikrinin yanlış olduğunu gösteriyor.Ayrıca korku ve hayret senaryosu ancak insanoğlunun birden bire dünyaya yollandığı kabul edilirse bir anlam kazanıyor. Birden bire yollanmış olmasından dolayı bazı şeylere karşı korku ve bazı şeylere karşı hayret duygularına kapılıp yalvarmaya başlayabilir. Ama böyle bir senaryoyu kabul ettiğimiz anda bir doğaüstü varlığı da kabul etmek zorunda kalırız. Öyle bir varlık ki birden bire evrim geçirmeden insanı yarattı. Dolayısıyla Allah’ın varlığını inkâr eden, insanın evrim geçirerek bu hale geldiğini kabul etmek zorundadır. Nitekim bu teoriyi pazarlayanlar da bunu kabul ediyorlar. Şimdi eğer insan da evrim geçirmişse ve çeşitli hallerden geçerek mevcut durumuna gelmişse o zaman hayvanları ve yıldızları birden bire değil, evrim geçirdiği her aşamada görmüştür. Hatta görmekle de kalmayıp bazılarıyla savaşmıştır ve bazılarını tamamen gözardı etmiştir. Yani insan daha maymun veya ona benzer başka bir hayvan aşamasındayken bile bu vahşi hayvanlarla uğraşıyordu. Öyleyse nasıl daha da bilinçlendiği zaman birden bire onlara tapar hale gelsin? Bunlar onun için yeni şeyler değildi ki. Nesiller boyunca bunlarla yatıp bunlarla kalktı. Velhasıl evrim teorisinin kendisi bile bu hipotezi reddediyor. Yine daha önce de söylediğimiz gibi bu hipoteze göre yıldızlara ibadetin hayvanlara ibadetten daha eski olması gerekir çünkü onlar hep vardı ve herkesin önündeydiler ama tarih bunu yalanlıyor. Hayvanların ibadeti yıldızlara göre daha eskidir. Zaten basit tanrılardan başlayıp tek tanrıya doğru ilerleyen bu senaryo elimizdeki mevcut tarih bilgilerine göre de yanlış çıkıyor. Elimizde bulunan en eski tarihsel kayıtlarda ve kavimlerde tek tanrı fikri apaçıktır. Hz. Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed"Allah" adlı kitabından[1] Allah tarafından gelen vahiy


İmam azamdan ateiste cevap


İmamı Azam Ebu Hanifenin çocukluk yıllarında idi. Allah diye bir yaratıcının olmadığını, her şeyi tabiatın yarattığını iddia eden ve gittiği yerlerde bilginlerle görüşerek tartışmalar yapan bir dinsiz, döne dolaşa Kufe şehrine geldi.
Sapık fikirlerini anlatmaya başlayan bu dinsizin, Kufe bilginleriyle görüşüp münazara yapma isteğine gülen Müslümanlar; “ Bizim küçük bir bilginimiz var, eğer onunla karşılaşıp yenersen, büyük bilginlerimiz seninle görüşebilir ” diye cevap verdiler. O bunu kabul etti. Sonunda görüşme yerini ve saatini kararlaştırarak dağıldılar.
Kufeliler salonu tıklım tıklım doldurmuşlardı. Aradan yarım saat geçtiği halde, küçük bilgin hala gelmemişti. Saatler ilerledikçe dinsiz bilgin gururlanıyor ve: “ Benden korktu tabii” diyerek gülüyordu.
Tam bu sırada küçük bilgin Ebu Hanifenin içeri girdiği görüldü.
Dinsiz bilgin:
- Niçin geç kaldın küçük? Yoksa çok mu korktun? diye sordu. O da:
- Hayır korkmadım Evimiz nehrin öte yakasında. Bu tarafa geçmek istediğimde köprünün yıkılmış olduğunu gördüm. Geçemeyeceğimi anlayınca, oradaki ağaçlara, hemen bir sandal olup, beni geçirmelerini emrettim. Onlarda sandal olup beni geçirdiler, bu yüzden geç kaldım, özür dilerim, dedi.
Bu cevap karşısında kahkahalarla gülmeye başlayan dinsiz bilgin:
- Hey akılsız çocuk! Hiç ağaç kendi kendine sandal olur mu? deyince, birden bire ciddileşen Ebu Hanife:
- Asıl aklı olmayan sensin! Bir sandalın bile kendi kendine yapıldığını kabul etmiyorsun da, şu uçsuz bucaksız alemin kendi kendine var olduğunu nasıl iddia ediyorsun? diye karşılık verdi.
Bu güzel buluş karşısında şaşırıp kalan inançsız bilgin:
- Beni gafil avladın küçük! Pekala şu varlığını iddia ettiğin Allahı göster de inanalım, dedi.
Ebu Hanife eline bir bardak süt alarak, dinsiz bilgine sordu:
- Yağ ve peynir neden yapılır?
- Tabii sütten yapılır.
- Öyleyse, şu sütün içinde bulunan yağ ve peyniri göster bakalım!
Dinsiz bilgin iyice şaşırmıştı.
- Elbette bu sütün içinde yağ ve peynir vardır, fakat görünmez dedi.
Dinsizi en zayıf yerinden yakalayan Ebu Hanife yerinden doğrularak:
Şu sütün içinde yağve peynir olduğunu kabul ettiğin halde onları gösteremiyorsun da, Yüce Allahı “ İşte Allah” diye göstermemi benden nasıl istiyorsun? dedi.
Bu inandırıcı cevaplara rağmen hala Allahın varlığına inanmayan adam:
- Son soruma da cevap verirsen, üstünlüğünü kabul edeceğim. Madem ki “ Allah vardır” diyorsun, şu anda o ne yapmaktadır? diye sordu. Bir an dşünen küçük bilgin:
- Bulunduğun kürsüden aşağı in, sorunun cevabını orada vereceğimdiyerek dinsizin indiği kürsüye çıktı ve :
- Şu anda Allah, senin gibi bir dinsizi bu kürsüden aşağı indirerek, benim gibi küçük bir kulunu çıkardı, deyince, dinsiz bilginin konuşacak dermanı kalmamıştı. Binlerce insanın karşısında “ Kelime-i Şahadeti” getirerek müslüman oldu.
--------------------------------------------------------------------------------
Üç kişi İmam Azam Hazretleri'ne birere soru sordular.Büyük İmam hepsine birbirirnden güzel cevaplar verdi:

1-)Bize ALLAH'ın gösterebilirmisin?
2-)Cehennem ateş olduğuna göre,ateşten yaratılan cinler ve şeytanlar orada nasıl azap göreceklerdir?
3-)Hem kaza ve kadere inanmamızı istiyorsun,hemde insanın iradesinden bahsediyorsu.Halbuki insan herşeyi mecburen yapar,kendi iradesi yoktur?

Bu soruları alan büyük imam,eline aldığı bir avuç toprağı soranların yüzüne attı.Üçüde bu davranışa tepki gösterdiler.İmam-Azam bunun üzerine şöyle dedi; "ALLAH'ı göremediği için inkar etmeye çalışan adam! Toprağın yüzünde meydana getirdiği acıyı görebildinmi? Daha yüzündeki acıyı göremezken ALLAH'ı göremediğin için nasıl inkar edersin?Ya sen ikinci sorunun sahibi! Bildiğin gibi insan topraktan yaratılmıştır.Ama bu bir avuç toprak senin yüzünü acıtmaya yetti.Demek ki Cehennemin ateşi de ateşten yaratılan varlıkları yakabilir.İnsanın iradesini inkar eden adam! Madem benim iradem yok,ne diye yüzüne attığım toprak için benden şikayetçi oluyorsun?"

Aldıkları bu cevaplar karşısında şaşkına dönen adamlar ne diyeceklerini bilemeden oradan uzaklaştılar

Allahü teâlâyı nasıl inkâr edersin!

Allahü teâlâyı inkâr eden bir dehriye (ateiste, dinsize) İmam-ı A’zam şöyle demiştir: “Sana birisi, ben kasırgalı bir havada, dalgaları çok şiddetli olan bir deniz üzerinde, içinde kaptanı ve mürettebatı olmayan, fakat kendiliğinden deniz üzerinde doğru istikamete giden bir gemi gördüm desem, acaba bu kimsenin söylediği şeye, doğru, diyebilir misin?” Dehri; “Hayır, bunu akıl ve mantık kabul etmez, bu asla mümkün değil! Onu bir sevk eden olması lazımdır.” deyince, İmam-ı A’zam; “O halde bu muazzam kainatın ve onda cereyan eden mükemmel hadiselerin yaratanı olan Allahü teâlâyı nasıl inkâr edersin?” dedi. Dehri, bir şey söyleyemedi ve düşüp bayıldı.


bir maddenin oluşabilmesi için diğer bir madde ona etki etmesi gerekir...
yani ateizm deki gibi herşey kendiliğinden oluşmadı dünyada...
örneğin cocuk anne rahmine düşmesi bir su halinde olur...
peki o çocuğa can nasıl verilir işte bu ALLAH ın kudretiyle olur...
sonuçta herşey dönüp dolaşıp allahın YARATMA sıfatına ulaşır...

birde şu konu var diyor ki ateistler '' Allah varsa dünyadaki bunca haksızlığa neden dur demiyor''
ALLAH değerli kardeşlerim şüphesiz herşeyi görmekte; bazı alimler derki osmanlı son zamanlarda içki dansöz vb... gibi kötü alışkanlıklar edinince namazı, orucu, zekatı unuttu sonuçta ALLAH onlara bir dert verdi kurtuluş savaşı, çöküş başladı. yani burada anlatmak istediğim oruç tutmadık ALLAH açlıkla bizi terbiye etti
namaz kılmadık cephede yerlere yatıp kalktık
zekat vermedik kriz çıktı veya iflas ettik
biz ALLAH ın bizlere yap dediği şeyleri yapmadığımız zaman ALLAH bizi onunla cezalandırıyor bizleri onu yapmaya mecbur bırakıyor.
eğer dünyada bukadar içinden çıkılmaz durum varsa bunun sorumlusu yine bizim kendimizdir...

Zamanın birinde bir ateist ben görmediğim şeye inanmam şu kainattaki herşey kendiliğinden varolmuştur der ve hiç kimse ona Allahın varlığını isbatlayamaz. Zamanın alimleri toplanırlar istişare ederler ve derlerki: Bu işi çözse çözse İmamı Azam Ebu Hanife çözer.



Gider İmam-ı Azama olayı anlatırlar. İmam-ı Azam hz. onlara derki: '' Tamam ben o adamla konuşurum, yarın o adamı alın filanca yerde beni bekleyin.Fakat ben gecikirsem siz onu beklemeye ikna edin ben Allahın izni ile geleceğim'' der ve karar alıp oradan ayrılırlar..



Sabah olur ve alimler ateiste:'' bizim bir Ebu Hanife var o sana Allah'ı (c.c.) isbatlayacak, hadi gidelim onla bi konuş'' derler ve ateisti alırlar söylenen yere beraberce giderler...



İmamı Azam hazretleri kasten toplantıya bir saat kadar geç gelir. Ateist İmam-ı Azamın geciktiğini görünce, bakın imamınız korktu gelemiyor der. Bu sözü söylerken İmam-ı azam içeri girer. Ateist ve diğerleri İmam-ı Azama niye geç kaldın diye sorarlar.

O da; ''Bilirsinizki benim ev nehrin karşı kıyısındadır ve oradan bu kıyıya günde bir tek sefer gemi gelir ve ben o gemiyi kaçırdım, kayıkta yoktu. Irmaktan geçemedim, bir de baktım ki yanımdaki ağaç parçalara ayrıldı,gökten yağmur yağar gibi çivi yağdı ve o odun parçalarını birbirine tutturup kayık haline getirdi. ben de binip geldim, ondan geciktim'' der.



Ateist gülmeye başlar, (Gördünüz mü nasıl yalan söylüyor, hiç kendiliğinden bir ustası olmadan kayık yapılır mı? Bu adam delirmiş ben bu deliyle atışmam) der.



İmamı azam hazretleri hemen taşı gediğine koyar:

Bre ateist, bir kayık ustasız kendiliğinden olamazsa, bu koca kainat kendiliğinden nasıl var olur?

''Ben bir kayığın kendiliğinden var olduğunu söyledimde sen bana güldün delidir dedin. Oysa sen koskoca kainatın kendiliğinden var olduğunu isbata çalışırsın''.



Şimdi söyle asıl deli ben miyim, yoksa sen mi?


Diyerek ateistle münazara bile etmeden galip gelir.



Ve ataist oracıkta gerçeklerin farkına varır.Kafasında şimşekler çakar, Allahın hidayetine mazhar olur, tevbe eder ve Müslüman olur...

"Göklerde ve yerde Allah'ın varlığını, birliğini, kudretini gösteren nice deliller vardır ki,insanlar yanından geçip gittikleri halde yüzlerini çevirdiklerinden farkına varmazlar." (Yusuf Suresi 105)

"Rabbinizden size muhakkak ki deliller gelmiştir.Artık kim gözünü açar görürse kendi lehine, kim de hakkı görmeyip batılı seçerse kendi aleyhinedir. (Sen de ki:) 'Ben sizin üzerinizde bekçi değilim.'" (En'am Suresi 104)

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün sürelerinin değişmesinde, insanlara fayda sağlamak üzere denizlerde gemilerin süzülüşünde, Allah'ın gökten indirip kendisiyle ölmüş yeri canlandırdığı yağmurda ve yeryüzünde hayat verip yaydığı canlılarda, rüzgarların yönlerini değiştirip durmasında, gökle yer arasında emre hazır bulutların duruşunda, Elbette aklını çalıştıran kimseler için Allah'ın varlığına ve birliğine nice deliller vardır." (Bakara Suresi 164)

"Gerçeği bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı veya bize mûcize gösterilmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de buna benzer sözler söylemişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benziyor! Gerçekleri iyice bilmek isteyenler için delilleri apaçık gösterdik." (Bakara Suresi 118)

"Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." (Lokman Suresi 27)

"Allah öyle bir Allah'tır ki; gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkardı; emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi, ırmakları da emrinize verdi. Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi. O, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür." (İbrahim Suresi 32-33-34)


Allah, "eL-fettah" ismiyle insanların kalbinde ve aklında kapılar açar.Onu her farklı tanıyışımız Ona olan imanımızı,muhabbetimizi ve sevgimizi arttıracaktır.

Siz de her farklı delil ile başka kardeşlerimizin "hiç böyle düşünmemiştim" demesine, rabbimize olan bağlılığının ve imanının daha artmasına vesile olabilirsiniz.

Hatta O'na inanmayanların hidayete ermesine de vesile olabilirsiniz. Bir de bakmışsınız ki,rabbimiz bu amelinizden dolayı sizden razı olur.


İzmir’de hazırcevaplılığı ile ün yapmış Çantacı Necmi olarak tanınan Necmi İlgen yine bir sohbetinde bir ateiste verdiği cevabı anlatıyor.

Üniversiteli bir ateist olan, öldükten sonra dirilmeyi ilkel bulan Şinasi ile arasında geçen ilginç diyaloğu Necmi İlgen şöyle anlatıyor:

— Üniversiteli bir gençle tanıştım. Adı Şinasi… ‘Ben öldükten sonra dirilmeyi çok ilkel görüyorum’ dedi. Yani ‘ilkel insanlar buna inanır’ dedi. ‘Böyle bir asırda böyle bir şeye inanılmaz’ dedi. ‘Öldükten sonra toprağa giriyoruz benim nötronlarım protonlarım toprağa karışıyor.’

Aklınca beni bu bilgilerle boğacak. ‘Sonra atomlar protonlar topraktan otlara geçecek ve otları inekler, koyunlar ve keçiler yiyecek ve ben onlara geçeceğim ve onlarda vazife görmeye devam edeceğim’ dedi. ‘Eğer birine kendini dinlettirmek istiyorsan önce dinleyeceksin daha sonra kendini dinleteceksin’ dedim.

Eğer sen karşıdakini dinlemezsen kendini karşındakine dinletemezsin.

Şinasi’ye sordum ‘kaç yaşındasın’ diye. ‘25’ dedi. ‘Şinasi peki 26 yıl önce nerdeydin’ dedim. O da ‘yoktum bilmiyorum’ dedi. ‘Vardın’ dedim.

Şinasi’ye ‘baban önce ıspanağı yedi; ineğin sütünü içti; koyunun köftesini yedi; keçinin pastırmasını yedi ve babanın kanında sen dolaşmaya başladın ve annene geçtin. Annen yedi koyun etini, kayseri pastırmasını, içti sütü; içti Amerikan kahvesini ve sen doğdun’ dedim.

‘Bu kadar dağınık yerlerden seni dağıtıp yeniden toplayan Allah seni yine dağıtıp toplayamaz mı’ dedim. Bir işi bir defa yapan Allah ikinci defa daha aynı işi yapması daha kolay olur. Zaten onun için her iş çok koladır. Şinasi’ye ‘şimdi anladın mı’ dedim ‘anladım hocam’ dedi.

‘Ben bu soruları hocalarıma soruyorum’ dedi. ‘Bana gavur diyorlar’ dedi. ‘Sana gavur diyen bu durumda yobaz oluyor’ dedim Şinasi’ye.


Allahu Tealayı görmeden inandık...
Bir insan aklının var olduğunu söyler fakat ona denseki: Sen aklının var olduğunu söylüyorsun ve buna inanıyorsun bize aklını gösterir misin??
O insan aklının var olduğuna inanır fakat göstermeye gücü yetmez...
Aynen bu şekilde bizler de Rabbimizin var oludğuna, bizi yaratanın Allah (c.c.) olduğuna iman ederiz. Fakat O'nu (c.c.) göstermeye gücümüz yetmez...
Bir insan derseki bana Allahı göster ben ona gösteririm.. Bir şartla
O insan bana var olduğunu söylediği aklını gösterebilirse... :)
Zaten akılsız insanlara Allahı da gösterecek değiliz çünkü Akılsızdır...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder